O MAKAMDA OTURANLARA AÇIK MEKTUP
Günün birinde o kapı size açıldı. Tebrikler kabul edildi, çelenkler dizildi, gözlerinizin içine bakan gözlerin sayısı bir anda yüzlere Katlandı. Yürüyüşünüz değişti, belki ses tonunuz bile kalınlaştı. Masanızın büyüklüğü, koltuğunuzun yumuşaklığı ve size sunulan hürmet, insana dünyayı kendisinin etrafında dönüyormuş gibi hissettiren bir illüzyon yaratabilir.
Ancak tarihin tozlu sayfaları, o koltuğu sonsuz sananların ibretlik hikâyeleriyle doludur.
Hatırlayın; "Cihan Hükümdarı" Kanuni Sultan Süleyman, kırk altı yıl boyunca üç kıtaya hükmetti. Doğuda ve Batıda fermanı okunan tek güçtü. Ama nihayetinde Zigetvar surları önünde son nefesini verirken, arkasında bırakamayacağı tek şey o saltanat koltuğuydu. Kendisinden geriye kalan, ne tahtı oldu ne de altınları; sadece adaletle hükmettiği anlar ve kubbede kalan hoş bir seda.
Ya Yavuz Sultan Selim? Sekiz yıla seksen yıllık fetih sığdıran, Mısır Seferi’nden dönerken el üstünde tutulan o ulu padişah; mukaddes emanetleri İstanbul’a getirip Hırka-i Şerif Dairesi’ne teslim ederken "Biz bu makamların hâkimi değil, ancak hizmetkârıyız" diyordu. Şirpençe denilen bir çıban yüzünden gücünün zirvesindeyken bu dünyadan göçüp gittiğinde, ardında bıraktığı güç değil, gösterdiği tevazu ve hizmet anlayışıydı.
Hatta Osmanlı padişahları Cuma selamlığına çıkarken, arkalarından bir gurup asker sırf onlar kendilerini ölümsüz sanmasın diye yüksek sesle şöyle bağırırdı: "Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var!"
Şimdi o makamlarda oturan sizler...
Unutmayın ki, oturduğunuz o idari ve bürokratik koltuklar, Osmanlı tahtından daha sağlam değildir.
O masalar, size itibar kazandırmak için değil; milletin derdine derman olmanız, adaletle karar vermeniz ve makamın hakkını teslim etmeniz için verildi. Kapınızı çalan vatandaşın duası da, ahı da o koltuktan kalktığınız gün peşinizden gelecektir. Günü geldiğinde masanın üzerindeki isimlik değişecek, çelenkler solacak, o çok güvendiğiniz ünvanlar kartvizitlerde birer eski hatıra olarak kalacaktır.
Sonuç olarak; makamlar birer ziynet değil, ağır birer emanettir; oraya kurulmak değil, oradan alnı açık kalkabilmektir asıl zafer.
