Durali Doğan
Köşe Yazarı
Durali Doğan
b
 

FAKÜLTE TAHSİLİMİ SORGUN LİSESİ’NDE YAPARIM

FAKÜLTE TAHSİLİMİ SORGUN LİSESİ’NDE YAPARIM Bir hafta önce telefonum çaldı. Arayan, Sorgun Lisesi’nden öğrencim Mustafa Taşkın’dı. -Durali Hocam, çok üzgünüm. Sizin paylaşımınızı görünce dünya başıma yıkıldı. İbrahim Günaydın Hocam vefat etmiş… -Doğru Mustafa, dedim. Bugün son yolculuğuna uğurladık. Çok üzgünüz. Mustafa ağlamaklı bir sesle anlatmaya başladı: -Hocam, ben Sorgun Lisesi’nde öğrenciydim. Bir gün beni çağırdı. -Mustafa, şu inşaatta demir bağlayan, başında hötürü olan senin neyin olur? -Babam, dedim. Sorgun Lisesi’nin yanındaki Jandarma binasının inşaatından söz ediyordu. -Evet hocam. Sen babamı nereden tanıyorsun? diye sordum. -Birlikte az mı demir taşıdık omzumuzda? dedi ve omzunu gösterdi. Omzum yağır oldu demir taşımaktan. Yaraların hala izi var baksana. Görünce bir anda nutkum tutuldu. Sonra devam etti: -Mustafa, ben öğretmen oldum amma sen gel, bana sor. Ne çileler çektim. Çift sürdüm, inşaatlarda çok demir taşıdım. Buraya kolay gelmedik. Alın teriyle, emekle, sabırla çıktım bu yolları… Mustafa’nın anlattıkları beni çok duygulandırdı. Bu meşakkatli günlerden geçerek ardında sadece öğrenciler değil, paylaşılan emeklerin, dostlukların ve unutulmayacak hatıraların izini bıraktı İbrahim hoca. Sorgun Lisesi’ndeki 1980’li yıllara gittim… O, benden sonra başladı göreve. Sorgun Lisesi’nin öğretmenler odası, idareci odaları o yıllarda sadece ders aralarında soluklandığımız bir yer değildi. Çayın demlendiği, memleket meselelerinin konuşulduğu, kimi zaman siyasetten daha öte sağ- sol tartışmalarının hararetle yapıldığı, öğretmenin de öğrencinin de hayatının konuşulduğu mekanlardı. Ben de o yıllarda Sorgun Lisesi’nde Türkçe öğretmeniyim. Bir gün Müdür Yardımcımız Bayram Duran Doğan’ın odasında oturmuş sohbet ediyorduk. Kapı açıldı. İçeriye çiçeği burnunda, genç öğretmen adayı İbrahim Günaydın girdi. İbrahim Bey’le daha önceden vekil öğretmenlik yaptığımız yıl tanışmıştık.. Dostluğumuz da vardı. Duran Bey ise kendisiyle yeni tanışıyordu. Hoş beş, hal hatır derken bir müddet sonra Edebiyat Öğretmeni Salih Şener de odaya geldi. Duran Bey, İbrahim Bey’i göstererek: - Salih Bey, yeni Sosyal Bilgiler öğretmenimiz İbrahim Günaydın, dedi. Salih Bey: -Hayırlı olsun hocam, dedi. Biraz sohbet ettik. -Nerelisin, nerede okudun, hangi okul mezunusun? derken konu İbrahim Bey’in tahsiline geldi. Salih Bey sordu: - Hocam, hangi okul mezunusunuz? İbrahim Bey gayet sakin: -Eğitim Enstitüsü , dedi. Salih Bey bir an durdu. Hafiften düşündü. Tebessümle; -Keşke fakülte mezunu olsaydınız hocam. Haftada on beş saat ders ücreti alırdınız, dedi. O yıllarda Eğitim Enstitüsü mezunları haftada on iki, fakülte mezunları ise on beş saat ders ücreti alıyordu. Ben de on iki saat alıyordum. Aradaki üç saat, o günün şartlarında hiç de yabana atılacak bir şey değildi. İbrahim Bey şöyle bir düşündü. Sonra hiç istifini bozmadan: -Olsun hocam, dedi. Ben de fakülte tahsilimi Sorgun Lisesi’nde yaparım! Gülüştük… Sonraki yıllarda İbrahim bey de, ben de lisans tamamladık fakülte mezunu olduk. Sorgun Lisesi onun için gerçekten bir okul oldu.  Mertliği, dobra konuşmayı, dürüstlüğü, vefayı , vatanını, milletini, bayrağını, sevmeyi öğrendi. Vazifeyi kutsal bildi. Disiplini, görev aşkını öğrendi ve hepsini de öğrencilerine babacan bir tavırla dört dörtlük öğretmeye çalıştı. Onlara dost oldu, arkadaş oldu… Vatansever bir Türk milliyetçisiydi. İnsanın gerçek tahsili; davranışlarında, insanlara karşı tutumunda, mesleğindeki gayretinde, öğrendiklerini paylaşmasında ortaya çıkıyor. İbrahim Bey’in yıllar önce o odada söylediği söz kulaklarımda çınlıyor: -Ben de fakülte tahsilimi Sorgun Lisesi’nde yaparım. İbrahim bey; öğretmen oldu, idareci oldu, ışık oldu, aydın oldu çevresini aydınlattı. Ve gün geldi amansız hastalığa yenik düşerek hayata, ailesine, sevenlerine, öğrencilerine veda etti. Ruhun şad, mekanın cennet olsun güzel insan. Selam olsun o yılların öğretmenlerine ve öğrencilerimize, rahmet olsun ahirete intikal edenlere! Rahmet olsun şehit öğretmenlere! Rahmet olsun Sorgun Lisesi’nde görev yapıp aramızdan ayrılan; Salih Şener, Mehmet Demir, Abdülkadir Söğütçü,  Sultan Koçak, Zülfü Cihanoğlu, Mücgan Tüzün, Doğan Özmen ve adını hatırlayamadığım herkese…
Ekleme Tarihi: 24 Eylül 2026 -Perşembe

FAKÜLTE TAHSİLİMİ SORGUN LİSESİ’NDE YAPARIM

FAKÜLTE TAHSİLİMİ SORGUN LİSESİ’NDE YAPARIM
Bir hafta önce telefonum çaldı. Arayan, Sorgun Lisesi’nden öğrencim Mustafa Taşkın’dı.
-Durali Hocam, çok üzgünüm. Sizin paylaşımınızı görünce dünya başıma yıkıldı. İbrahim Günaydın Hocam vefat etmiş…
-Doğru Mustafa, dedim. Bugün son yolculuğuna uğurladık. Çok üzgünüz.
Mustafa ağlamaklı bir sesle anlatmaya başladı:
-Hocam, ben Sorgun Lisesi’nde öğrenciydim. Bir gün beni çağırdı.
-Mustafa, şu inşaatta demir bağlayan, başında hötürü olan senin neyin olur?
-Babam, dedim.
Sorgun Lisesi’nin yanındaki Jandarma binasının inşaatından söz ediyordu.
-Evet hocam. Sen babamı nereden tanıyorsun? diye sordum.
-Birlikte az mı demir taşıdık omzumuzda? dedi ve omzunu gösterdi. Omzum yağır oldu demir taşımaktan. Yaraların hala izi var baksana.
Görünce bir anda nutkum tutuldu. Sonra devam etti:
-Mustafa, ben öğretmen oldum amma sen gel, bana sor. Ne çileler çektim. Çift sürdüm, inşaatlarda çok demir taşıdım. Buraya kolay gelmedik. Alın teriyle, emekle, sabırla çıktım bu yolları…
Mustafa’nın anlattıkları beni çok duygulandırdı.
Bu meşakkatli günlerden geçerek ardında sadece öğrenciler değil, paylaşılan emeklerin, dostlukların ve unutulmayacak hatıraların izini bıraktı İbrahim hoca.
Sorgun Lisesi’ndeki 1980’li yıllara gittim…
O, benden sonra başladı göreve.
Sorgun Lisesi’nin öğretmenler odası, idareci odaları o yıllarda sadece ders aralarında soluklandığımız bir yer değildi. Çayın demlendiği, memleket meselelerinin konuşulduğu, kimi zaman siyasetten daha öte sağ- sol tartışmalarının hararetle yapıldığı, öğretmenin de öğrencinin de hayatının konuşulduğu mekanlardı.
Ben de o yıllarda Sorgun Lisesi’nde Türkçe öğretmeniyim.
Bir gün Müdür Yardımcımız Bayram Duran Doğan’ın odasında oturmuş sohbet ediyorduk. Kapı açıldı. İçeriye çiçeği burnunda, genç öğretmen adayı İbrahim Günaydın girdi.
İbrahim Bey’le daha önceden vekil öğretmenlik yaptığımız yıl tanışmıştık.. Dostluğumuz da vardı. Duran Bey ise kendisiyle yeni tanışıyordu.
Hoş beş, hal hatır derken bir müddet sonra Edebiyat Öğretmeni Salih Şener de odaya geldi.
Duran Bey, İbrahim Bey’i göstererek:
- Salih Bey, yeni Sosyal Bilgiler öğretmenimiz İbrahim Günaydın, dedi.
Salih Bey:
-Hayırlı olsun hocam, dedi.
Biraz sohbet ettik.
-Nerelisin, nerede okudun, hangi okul mezunusun? derken konu İbrahim Bey’in tahsiline geldi.
Salih Bey sordu:
- Hocam, hangi okul mezunusunuz?
İbrahim Bey gayet sakin:
-Eğitim Enstitüsü , dedi.
Salih Bey bir an durdu. Hafiften düşündü. Tebessümle;
-Keşke fakülte mezunu olsaydınız hocam. Haftada on beş saat ders ücreti alırdınız, dedi.
O yıllarda Eğitim Enstitüsü mezunları haftada on iki, fakülte mezunları ise on beş saat ders ücreti alıyordu. Ben de on iki saat alıyordum.
Aradaki üç saat, o günün şartlarında hiç de yabana atılacak bir şey değildi.
İbrahim Bey şöyle bir düşündü. Sonra hiç istifini bozmadan:
-Olsun hocam, dedi. Ben de fakülte tahsilimi Sorgun Lisesi’nde yaparım!
Gülüştük…
Sonraki yıllarda İbrahim bey de, ben de lisans tamamladık fakülte mezunu olduk.
Sorgun Lisesi onun için gerçekten bir okul oldu. 
Mertliği, dobra konuşmayı, dürüstlüğü, vefayı , vatanını, milletini, bayrağını, sevmeyi öğrendi. Vazifeyi kutsal bildi. Disiplini, görev aşkını öğrendi ve hepsini de öğrencilerine babacan bir tavırla dört dörtlük öğretmeye çalıştı. Onlara dost oldu, arkadaş oldu…
Vatansever bir Türk milliyetçisiydi.
İnsanın gerçek tahsili; davranışlarında, insanlara karşı tutumunda, mesleğindeki gayretinde, öğrendiklerini paylaşmasında ortaya çıkıyor.
İbrahim Bey’in yıllar önce o odada söylediği söz kulaklarımda çınlıyor:
-Ben de fakülte tahsilimi Sorgun Lisesi’nde yaparım.
İbrahim bey; öğretmen oldu, idareci oldu, ışık oldu, aydın oldu çevresini aydınlattı.
Ve gün geldi amansız hastalığa yenik düşerek hayata, ailesine, sevenlerine, öğrencilerine veda etti.
Ruhun şad, mekanın cennet olsun güzel insan.
Selam olsun o yılların öğretmenlerine ve öğrencilerimize, rahmet olsun ahirete intikal edenlere! Rahmet olsun şehit öğretmenlere!
Rahmet olsun Sorgun Lisesi’nde görev yapıp aramızdan ayrılan; Salih Şener, Mehmet Demir, Abdülkadir Söğütçü,  Sultan Koçak, Zülfü Cihanoğlu, Mücgan Tüzün, Doğan Özmen ve adını hatırlayamadığım herkese…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sorgunmedya.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.