Durali Doğan
Köşe Yazarı
Durali Doğan
b
 

YEŞİL AYNA

YEŞİL AYNA Yeşil Ayna; Yozgat'ın yürek yakan bir sevda türküsüdür ve yıllardan beri söylenir. Yozgat'ın Eski Pazar Mahallesi'nde, yoksulluğun insan hayatına gölge gibi düştüğü yıllarda yaşanmış bir sevdanın izini taşır. Yan yana, birbirine komşu iki fakir aile... Çocuklar daha küçücükken büyükler, “Seni bizim oğlana verelim”, “Seni de bizim kıza alalım” diye takılırlar. Mahalle şakası gibi başlayan bu sözler zamanla ailelerin dilinde bir temenniye dönüşür. Birbirlerine gidip gelir, aynı sofralarda oturur, çocukların büyüyüp mürüvvetlerini görmenin hayalini kurarlar. Sonra bir gün...Çocukluk biter. Oğlanın gözü kızın gözünde kalmaya, kızın yüzünde beliren küçücük bir tebessüm oğlanın yüreğinde günlerce yaşamaya başlar. Önceleri bir bakış olan şey, sonra bir işaret olur. Kaşla gözle başlayan sessiz konuşmalar, zamanla gönülden gönüle uzanan bir sevdaya dönüşür. Delikanlı, günlerden bir gün bütün mahcubiyetiyle ailesinin karşısına geçer. -“Ben onu seviyorum…” der. Ailesi oğlunun yüzüne bakar. Onun gözlerinde ne olduğunu görürler. Bir baba için evladının gönlünü kırmak ne kadar ağırsa, çaresizliğini anlatmak da o kadar zordur. -Olmaz oğlum… Bizim gücümüz yetmez, derler. Günler geçer. Ve bir gün kız istemeye gidilir. Delikanlı belki o gün bir umut taşır içinde. Çocukluklarından beri söylenen sözlerin, komşulukların, yılların hatırının bir karşılığı olacağını düşünür. İş olmaz. Kız başkasına verilir. Sonra düğün hazırlıkları başlar. Çeyizler hazırlanır, tepsiler hazırlanır. Ve fakir delikanlı bütün bunları uzaktan izler. Derken damat tarafının kız evine göndereceği baklava tepsisi hazırlanır. Üzeri ipek bir örtüyle kapatılır. Mahallede düğünün tatlı telaşı sürerken, delikanlı çarşıya koşar. Ne alacağını bilir. Sevdanın da parayla ölçülmediğini gösterecek küçücük bir şey bulur. Yeşil bir cep aynası. Elinde o aynayla uzun uzun düşünür. Sonra bir kâğıda birkaç kelime yazar. Aynayı sarar. Baklava tepsisinin bir köşesine, kimsenin fark etmeyeceği şekilde iliştirir, gönderir. -Bir zamanlar bana bakardın. Şimdi o aynada kendine bakarken, belki beni hatırlarsın. İşte “Yeşil Ayna”nın hüznü biraz da buradadır. Yoksulluğun önüne geçemediği ama yine de yenemediği bir gönül hikâyesidir. Bugün “Yeşil Ayna”yı dinlerken, belki yalnızca bir türkü dinlemiyoruz. Eski Pazar'ın dar sokaklarında dolaşan iki gencin birbirine söyleyemediği sözleri dinliyoruz. Ve sevdiği kıza son kez bir şey söyleyebilmek için, cebindeki son parayla yeşil bir ayna alan bir delikanlının hikayesini… Yeşil ayna dahındın mı beline Gelin gurban olam datlı diline anam diline Sen düşürdün beni alem diline Kendi melül melül gözü yaşlı da yar Sen sefa geldin Benim ile mercimeği daşlı da yar Sen sefa geldin
Ekleme Tarihi: 01 Ekim 2026 -Perşembe

YEŞİL AYNA

YEŞİL AYNA

Yeşil Ayna; Yozgat'ın yürek yakan bir sevda türküsüdür ve yıllardan beri söylenir.

Yozgat'ın Eski Pazar Mahallesi'nde, yoksulluğun insan hayatına gölge gibi düştüğü yıllarda yaşanmış bir sevdanın izini taşır.

Yan yana, birbirine komşu iki fakir aile...

Çocuklar daha küçücükken büyükler, “Seni bizim oğlana verelim”, “Seni de bizim kıza alalım” diye takılırlar. Mahalle şakası gibi başlayan bu sözler zamanla ailelerin dilinde bir temenniye dönüşür. Birbirlerine gidip gelir, aynı sofralarda oturur, çocukların büyüyüp mürüvvetlerini görmenin hayalini kurarlar.

Sonra bir gün...Çocukluk biter.

Oğlanın gözü kızın gözünde kalmaya, kızın yüzünde beliren küçücük bir tebessüm oğlanın yüreğinde günlerce yaşamaya başlar. Önceleri bir bakış olan şey, sonra bir işaret olur. Kaşla gözle başlayan sessiz konuşmalar, zamanla gönülden gönüle uzanan bir sevdaya dönüşür.

Delikanlı, günlerden bir gün bütün mahcubiyetiyle ailesinin karşısına geçer.

-“Ben onu seviyorum…” der.

Ailesi oğlunun yüzüne bakar. Onun gözlerinde ne olduğunu görürler. Bir baba için evladının gönlünü kırmak ne kadar ağırsa, çaresizliğini anlatmak da o kadar zordur.

-Olmaz oğlum… Bizim gücümüz yetmez, derler.

Günler geçer. Ve bir gün kız istemeye gidilir.

Delikanlı belki o gün bir umut taşır içinde. Çocukluklarından beri söylenen sözlerin, komşulukların, yılların hatırının bir karşılığı olacağını düşünür. İş olmaz.

Kız başkasına verilir. Sonra düğün hazırlıkları başlar.

Çeyizler hazırlanır, tepsiler hazırlanır.

Ve fakir delikanlı bütün bunları uzaktan izler.

Derken damat tarafının kız evine göndereceği baklava tepsisi hazırlanır. Üzeri ipek bir örtüyle kapatılır. Mahallede düğünün tatlı telaşı sürerken, delikanlı çarşıya koşar.

Ne alacağını bilir. Sevdanın da parayla ölçülmediğini gösterecek küçücük bir şey bulur.

Yeşil bir cep aynası.

Elinde o aynayla uzun uzun düşünür. Sonra bir kâğıda birkaç kelime yazar.

Aynayı sarar. Baklava tepsisinin bir köşesine, kimsenin fark etmeyeceği şekilde iliştirir, gönderir.

-Bir zamanlar bana bakardın. Şimdi o aynada kendine bakarken, belki beni hatırlarsın.

İşte “Yeşil Ayna”nın hüznü biraz da buradadır.

Yoksulluğun önüne geçemediği ama yine de yenemediği bir gönül hikâyesidir.

Bugün “Yeşil Ayna”yı dinlerken, belki yalnızca bir türkü dinlemiyoruz.

Eski Pazar'ın dar sokaklarında dolaşan iki gencin birbirine söyleyemediği sözleri dinliyoruz.

Ve sevdiği kıza son kez bir şey söyleyebilmek için, cebindeki son parayla yeşil bir ayna alan bir delikanlının hikayesini…

Yeşil ayna dahındın mı beline

Gelin gurban olam datlı diline anam diline

Sen düşürdün beni alem diline

Kendi melül melül gözü yaşlı da yar

Sen sefa geldin

Benim ile mercimeği daşlı da yar

Sen sefa geldin

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sorgunmedya.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.