Durali Doğan
Köşe Yazarı
Durali Doğan
b
 

GÖZBABA'NIN MİNARESİ

GÖZBABA'NIN MİNARESİ Bazı hatıralar vardır, aradan yıllar geçse de insanın zihninden silinmez. Yaklaşık kırk yıl önceydi. O yıllarda Sorgun İlçe Millî Eğitim Şube Müdürü olarak görev yapıyordum. Sorgun Kaymakamımız Mustafa Karabacak ile birlikte Gözbaba köyüne bir ziyaret gerçekleştirmiştik. Gözbaba’nın benim için ayrıca anlamlı bir tarafı vardı. Köyün eski adının Gavurören olduğunu biliyorduk. Rivayete göre Gazi Mustafa Kemal Atatürk, köyün bu eski adını duyduğunda: “Gavurören diye isim mi olur?” demiş ve köyün adının Gözbaba olmasını istemiş. Yıllar sonra biz de adı Atatürk tarafından değiştirilen bu köyün yollarındaydık. Önce köy okuluna gittik. Okulu gezdik, öğretmenlerle ve öğrencilerle görüştük. O yılların köy okullarını bilenler bilir. İmkânlar bugünkü kadar geniş değildi. Fakat öğretmenlerin fedakârlığı, çocukların heyecanı ve köylünün okula sahip çıkması insana ayrı bir huzur verirdi. Okul ziyaretinden sonra köyde yapımı devam eden caminin minaresine geçtik. Minarede işçiler çalışıyordu. Kaymakam Mustafa Karabacak, her zamanki gibi çalışanlarla yakından ilgilendi. Hal hatır sordu, yaptıkları iş hakkında bilgi aldı. Biz de yanlarında bir süre sohbet ettik. O sırada köyün tanınan simalarından Âşık Mehmet Yeşiloğlu da oradaydı. Mehmet Yeşiloğlu’nu daha önce de tanıyordum. Köyün irticalen şiir söyleyen âşıklarından biriydi. Sözü hazırdı. Söz, onun ağzında şiire dönüşüverirdi. O gün de öyle oldu. Bir ara sohbet sırasında konu caminin minaresine geldi. Kaymakam Mustafa Karabacak, daha önceden tanıdığı Âşık Mehmet’e dönerek: -Âşık, bu minarenin uzunluğu kaç metre olacak? diye sordu. Ben hâlâ o anı hatırlıyorum. Mehmet Yeşiloğlu hiç duraksamadı. Sanki cevabı çok önceden hazırlamış gibi, hemen karşılık verdi. "İlçemizin Kaymakamı Mustafa Karabacak, Köyümüzün minaresi otuz beş metre olacak." Bir anda hepimiz gülümsedik. Bu olayı hafızama kaydettim. Gözbaba’da yaşadığımız o küçük olay benim hafızamda böyle kaldı. Aradan yıllar geçti. Bugün Gözbaba’yı düşündüğümde gözümün önüne o günün manzarası geliyor. İnsanların birbirini gerçekten dinlediği, bir araya geldiğinde telefonlara değil birbirlerinin yüzlerine baktığı günler… En değerli arşiv, insanın gönlündeki arşivmiş. Sorgun’un tarihi yalnızca kitaplarda yazılı değildir. Onun bir kısmı köylerin yollarında, eski okullarında, camilerinde, çeşmelerinde ve kahvehanelerinde saklıdır. Daha da önemlisi, insanlarının hafızasında saklıdır. Ben bu hatırayı bugün yeniden anlatırken Âşık Mehmet Yeşiloğlu’nu rahmetle anıyorum. İnsan hayatı işte böyle… Bazen bir ömür, iki dizeye sığar.
Ekleme Tarihi: 17 Eylül 2026 -Perşembe

GÖZBABA'NIN MİNARESİ

GÖZBABA'NIN MİNARESİ

Bazı hatıralar vardır, aradan yıllar geçse de insanın zihninden silinmez.

Yaklaşık kırk yıl önceydi.

O yıllarda Sorgun İlçe Millî Eğitim Şube Müdürü olarak görev yapıyordum. Sorgun Kaymakamımız Mustafa Karabacak ile birlikte Gözbaba köyüne bir ziyaret gerçekleştirmiştik.

Gözbaba’nın benim için ayrıca anlamlı bir tarafı vardı.

Köyün eski adının Gavurören olduğunu biliyorduk. Rivayete göre Gazi Mustafa Kemal Atatürk, köyün bu eski adını duyduğunda:

“Gavurören diye isim mi olur?” demiş ve köyün adının Gözbaba olmasını istemiş.

Yıllar sonra biz de adı Atatürk tarafından değiştirilen bu köyün yollarındaydık.

Önce köy okuluna gittik.

Okulu gezdik, öğretmenlerle ve öğrencilerle görüştük. O yılların köy okullarını bilenler bilir. İmkânlar bugünkü kadar geniş değildi. Fakat öğretmenlerin fedakârlığı, çocukların heyecanı ve köylünün okula sahip çıkması insana ayrı bir huzur verirdi.

Okul ziyaretinden sonra köyde yapımı devam eden caminin minaresine geçtik.

Minarede işçiler çalışıyordu.

Kaymakam Mustafa Karabacak, her zamanki gibi çalışanlarla yakından ilgilendi. Hal hatır sordu, yaptıkları iş hakkında bilgi aldı. Biz de yanlarında bir süre sohbet ettik.

O sırada köyün tanınan simalarından Âşık Mehmet Yeşiloğlu da oradaydı.

Mehmet Yeşiloğlu’nu daha önce de tanıyordum.

Köyün irticalen şiir söyleyen âşıklarından biriydi. Sözü hazırdı.

Söz, onun ağzında şiire dönüşüverirdi.

O gün de öyle oldu.

Bir ara sohbet sırasında konu caminin minaresine geldi. Kaymakam Mustafa Karabacak, daha önceden tanıdığı Âşık Mehmet’e dönerek:

-Âşık, bu minarenin uzunluğu kaç metre olacak? diye sordu.

Ben hâlâ o anı hatırlıyorum.

Mehmet Yeşiloğlu hiç duraksamadı.

Sanki cevabı çok önceden hazırlamış gibi, hemen karşılık verdi.

"İlçemizin Kaymakamı Mustafa Karabacak,

Köyümüzün minaresi otuz beş metre olacak."

Bir anda hepimiz gülümsedik.

Bu olayı hafızama kaydettim.

Gözbaba’da yaşadığımız o küçük olay benim hafızamda böyle kaldı.

Aradan yıllar geçti.

Bugün Gözbaba’yı düşündüğümde gözümün önüne o günün manzarası geliyor.

İnsanların birbirini gerçekten dinlediği, bir araya geldiğinde telefonlara değil birbirlerinin yüzlerine baktığı günler…

En değerli arşiv, insanın gönlündeki arşivmiş.

Sorgun’un tarihi yalnızca kitaplarda yazılı değildir.

Onun bir kısmı köylerin yollarında, eski okullarında, camilerinde, çeşmelerinde ve kahvehanelerinde saklıdır.

Daha da önemlisi, insanlarının hafızasında saklıdır.

Ben bu hatırayı bugün yeniden anlatırken Âşık Mehmet Yeşiloğlu’nu rahmetle anıyorum.

İnsan hayatı işte böyle…

Bazen bir ömür, iki dizeye sığar.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sorgunmedya.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.