Durali Doğan
Köşe Yazarı
Durali Doğan
b
 

KÖYÜN ADINI ATATÜRK VERMİŞ

KÖYÜN ADINI ATATÜRK VERMİŞ Durali Doğan Samsun’dan çıkan ve Kervanlar gibi yol alan otomobiller, Yozgat topraklarına yaklaştığında kısa bir mola verilir. Sorgun’a bağlı Babalı köyünün karşısındaki eski bir su değirmeninin önünde dururlar. Haber çabuk yayılmıştı. Yozgat Valisi, daire amirleri ve çevre köylerden halk; Babalı’dan, Ayrıdam’dan, Gavurören’den… herkes değirmenin önünde toplanmıştı. Gazi Mustafa Kemal, değirmenin önünde durdu. Bir süre etrafı seyretti. Sonra sakin ama dikkatli bir sesle sordu: — “Bu değirmen kimin?” Bir an duraksandı. Ardından kalabalığın içinden birkaç ses birden yükseldi: — “Gavurörenlilerin Paşam.” Mustafa Kemal başını hafifçe kaldırdı. Kaşları çatıldı. — “Gavur dediğiniz kim?” dedi. — “Kimler bunlar?” O anda Babalı köyünden Molla Hasan öne çıktı: — “Paşam… Bu değirmen gavurların değildir. Köy halkı Türk’tür. Lakin köyün adı eskiden beri Gavurören diye anılır.” Atatürk bir an değirmene, sonra çevredeki insanlara baktı. Sert ama kararlı bir sesle Yozgat Valisi’ne döndü: — “Türk köyüne böyle bir ad yakışmaz. Bu ismi değiştirelim. Türkçe, bu toprağa yakışan bir ad verelim.” Vali hemen düşünmeye başladı. Gözleri kalabalığın arasında tanıdık bir sima aradı. Ayrıdamlı Cücükoğullarından Ömer Ağayı çağırdı: — “Ömer Ağa, Gavurören’in çevresindeki tepeleri say bakalım.” Ömer Ağa başını kaldırdı, uzaklara baktı. Parmaklarıyla sıralar gibi yaptı: — “Pürçüklü Tepe… Kale Tepe… bir de Gözbaba Tepesi var.” Atatürk, “Gözbaba” kelimesini duyunca durdu. Yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. — “Güzel,” dedi. — “O hâlde bu köyün adı Gözbaba olsun.” O an, değirmenin çarkı döndü, su aktı, tarih sessizce yer değiştirdi. Gavurören adı, suya bırakılan bir taş gibi geride kaldı. Yerine, bu toprakların diliyle söylenen Gözbaba yerleşti. Ve o günden sonra, Sorgun’un o köyü Gözbaba olarak anıldı.   Kavram kargaşası Yekta Güngör Özden Toplumsal zayıflıklarımızdan biri de anlaşmadan çok anlaşmazlığı, barıştan çok kavgayı, dayanışmadan çok karşıtlığı yeğlememizdir. Uygarlık gereklerinden karşılıklı sevgi, saygı, güven nerdeyse unutulmuş, ortadan kalkmış gibidir. Yaşlının, hastanın, engellinin, çocuklunun, kadınların yaraşır oldukları anlayış ve davranıştan uzak kalmaktayız. Özür dilemek büsbütün bırakılmıştır. İnsan yaşamı olumlu, olumsuz çizgilerle sürer. Us (akıl) gücü ve bilgi temelindeki bilinç (şuur) yaşamı çekilir ve değerli kılan iki temeldir, kaynaktır, dayanaktır. Yaradılıştan kaynaklanan güdüler, eğitimle etkilenir. Önleyemediğimiz eğilimler kimi zaman yaptırımlarla karşılanan olumsuz eylemler olarak duruşumuzu, durumumuzu gölgeler. Özeleştiriyle toplum karşısına çıkmak, saygınlık yönünden büyük önem taşır. Kendimizi sorgulayıp yargılayarak yanlışlardan ve yanılgılardan dönmek erdem, direnmekse ağır kusurdur. Yalnız kendimizi değil, yakınlarımızı, çevremizi, özellikle yönetimleri- yöneticileri, düşünsel bağlamda, kendi kavrama ve algılama gücümüzle (zihnimizle) sorgulayarak değerlendirmemiz, onlara karşı tutumumuzu belirlemek için yararlı bir yöntemdir Kimi konularda görüş açıklamak için o alanların uzmanı olmak gerekmez. İnsan ve yurttaş olarak ilgi alanımızın olabildiğine değişik olması çağdaşlığın gereğidir. Ülkemizi, bölgemizi, dünyamızı etkileyen durumlar, hepimizin duyarlılıkla izlemesi gereken sorunlar, düşüncemizi ağırlaştıran nedenler olarak benimsenmedikçe çözümleri giderek güçleşir. Olayları izlemek, etken olan kişi ve kurumların tutumlarım değerlendirmek, olanakları karşılaştırmak, kuraldan insana uzanan görüşmede ve düzenlemede tüm araç sayılacakları gözetmek, bilinçli bir yaklaşımı zorunlu kılar. İnsan ve toplum yaşamının güneşli ve gölgeli günleri olması doğaldır. Genelde ve özelde her söze karşılık, her soruya yanıt verilmesi, her duruma ilgi gösterilip karşılaması da doğru değildir. Kimini duymamış, görmemiş olmak, kimine aldırış etmemek, kimine değer vermemek daha uygun olabilir. Ama siyaset yaşamında yüklenilen sorumluluk gereği olduğu ölçüde demokrasi gereği, yönetimin sorunlara çözüm ve açıklık getirmesi yöneticilerin görevidir.
Ekleme Tarihi: 05 Şubat 2026 -Perşembe

KÖYÜN ADINI ATATÜRK VERMİŞ

KÖYÜN ADINI ATATÜRK VERMİŞ

Durali Doğan

Samsun’dan çıkan ve Kervanlar gibi yol alan otomobiller, Yozgat topraklarına yaklaştığında kısa bir mola verilir. Sorgun’a bağlı Babalı köyünün karşısındaki eski bir su değirmeninin önünde dururlar.

Haber çabuk yayılmıştı. Yozgat Valisi, daire amirleri ve çevre köylerden halk; Babalı’dan, Ayrıdam’dan, Gavurören’den… herkes değirmenin önünde toplanmıştı.

Gazi Mustafa Kemal, değirmenin önünde durdu. Bir süre etrafı seyretti. Sonra sakin ama dikkatli bir sesle sordu:

— “Bu değirmen kimin?”

Bir an duraksandı. Ardından kalabalığın içinden birkaç ses birden yükseldi:

— “Gavurörenlilerin Paşam.”

Mustafa Kemal başını hafifçe kaldırdı. Kaşları çatıldı.

— “Gavur dediğiniz kim?” dedi.

— “Kimler bunlar?”

O anda Babalı köyünden Molla Hasan öne çıktı:

— “Paşam… Bu değirmen gavurların değildir. Köy halkı Türk’tür. Lakin köyün adı eskiden beri Gavurören diye anılır.”

Atatürk bir an değirmene, sonra çevredeki insanlara baktı. Sert ama kararlı bir sesle Yozgat Valisi’ne döndü:

— “Türk köyüne böyle bir ad yakışmaz. Bu ismi değiştirelim. Türkçe, bu toprağa yakışan bir ad verelim.”

Vali hemen düşünmeye başladı. Gözleri kalabalığın arasında tanıdık bir sima aradı. Ayrıdamlı Cücükoğullarından Ömer Ağayı çağırdı:

— “Ömer Ağa, Gavurören’in çevresindeki tepeleri say bakalım.”

Ömer Ağa başını kaldırdı, uzaklara baktı. Parmaklarıyla sıralar gibi yaptı:

— “Pürçüklü Tepe… Kale Tepe… bir de Gözbaba Tepesi var.”

Atatürk, “Gözbaba” kelimesini duyunca durdu. Yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.

— “Güzel,” dedi.

— “O hâlde bu köyün adı Gözbaba olsun.”

O an, değirmenin çarkı döndü, su aktı, tarih sessizce yer değiştirdi.

Gavurören adı, suya bırakılan bir taş gibi geride kaldı. Yerine, bu toprakların diliyle söylenen Gözbaba yerleşti.

Ve o günden sonra, Sorgun’un o köyü Gözbaba olarak anıldı.

 

Kavram kargaşası

Yekta Güngör Özden

Toplumsal zayıflıklarımızdan biri de anlaşmadan çok anlaşmazlığı, barıştan çok kavgayı, dayanışmadan çok karşıtlığı yeğlememizdir.

Uygarlık gereklerinden karşılıklı sevgi, saygı, güven nerdeyse unutulmuş, ortadan kalkmış gibidir. Yaşlının, hastanın, engellinin, çocuklunun, kadınların yaraşır oldukları anlayış ve davranıştan uzak kalmaktayız. Özür dilemek büsbütün bırakılmıştır.

İnsan yaşamı olumlu, olumsuz çizgilerle sürer. Us (akıl) gücü ve bilgi temelindeki bilinç (şuur) yaşamı çekilir ve değerli kılan iki temeldir, kaynaktır, dayanaktır. Yaradılıştan kaynaklanan güdüler, eğitimle etkilenir. Önleyemediğimiz eğilimler kimi zaman yaptırımlarla karşılanan olumsuz eylemler olarak duruşumuzu, durumumuzu gölgeler. Özeleştiriyle toplum karşısına çıkmak, saygınlık yönünden büyük önem taşır. Kendimizi sorgulayıp yargılayarak yanlışlardan ve yanılgılardan dönmek erdem, direnmekse ağır kusurdur.

Yalnız kendimizi değil, yakınlarımızı, çevremizi, özellikle yönetimleri- yöneticileri, düşünsel bağlamda, kendi kavrama ve algılama gücümüzle (zihnimizle) sorgulayarak değerlendirmemiz, onlara karşı tutumumuzu belirlemek için yararlı bir yöntemdir

Kimi konularda görüş açıklamak için o alanların uzmanı olmak gerekmez. İnsan ve yurttaş olarak ilgi alanımızın olabildiğine değişik olması çağdaşlığın gereğidir. Ülkemizi, bölgemizi, dünyamızı etkileyen durumlar, hepimizin duyarlılıkla izlemesi gereken sorunlar, düşüncemizi ağırlaştıran nedenler olarak benimsenmedikçe çözümleri giderek güçleşir. Olayları izlemek, etken olan kişi ve kurumların tutumlarım değerlendirmek, olanakları karşılaştırmak, kuraldan insana uzanan görüşmede ve düzenlemede tüm araç sayılacakları gözetmek, bilinçli bir yaklaşımı zorunlu kılar.

İnsan ve toplum yaşamının güneşli ve gölgeli günleri olması doğaldır. Genelde ve özelde her söze karşılık, her soruya yanıt verilmesi, her duruma ilgi gösterilip karşılaması da doğru değildir. Kimini duymamış, görmemiş olmak, kimine aldırış etmemek, kimine değer vermemek daha uygun olabilir. Ama siyaset yaşamında yüklenilen sorumluluk gereği olduğu ölçüde demokrasi gereği, yönetimin sorunlara çözüm ve açıklık getirmesi yöneticilerin görevidir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sorgunmedya.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.