ŞAKİR EFENDİ'NİN VASİYETİ
Bazı insanlar vardır; hayattayken söyledikleri, vefatlarından sonra bile yol gösterir. Sorgun ilçesine bağlı Gedikhasanlı köyünde yaşamış olan Dedikhasanlı Şakir Efendi de işte böyle bir insandı.
Şeyhzade Ahmet Efendi’nin hocası olan Şakir Efendi ile aralarındaki manevi beraberlik, hocasının vefatına kadar hiç kopmadı.
Bir hoca-talebe ilişkisinden öte, gönülden gönüle akan bir irfan yolculuğuydu bu.
Şakir Efendi, vefatının yaklaştığını hissettiği günlerde, talebesine son nasihatlerini verirken aslında onun bütün hayat haritasını da çizmişti.
-“Oğlum, seni olabildiğince yetiştirdim. Benim için vakit yaklaştı…” dediğinde, Ahmet Efendi’nin içini bir endişe kaplar.
-“Ya bundan sonra benim hâlim ne olacak?” diye sorar.
-“Senin benden sonraki kısmetin İstanbul’dadır. Seyr-i sülûkün Nakşî meşrebimiz üzere tamamlanacaktır. Sana hilâfet icazeti İstanbul’dan verilecektir.”
İstanbul… Koca bir şehir.
-“Ben İstanbul’da kimi, nasıl bulacağım?” diye sorar..
Şakir Efendi’nin cevabı ise sanki zamana emanet edilmiş bir sır gibidir:
-“Merak etme, zamanı gelince o seni bulur.”
Hocanın sözleri bununla da bitmez. Ömrünün son senesinde bir başka müjde daha verir:
-“Senin bir oğlun olacak, adını Şakir koy.”
Takvimler 1937 yılının Haziran ayını gösterdiğinde Şakir Efendi Hakk’a yürür. Ondan yaklaşık bir buçuk yıl sonra, 29 Ekim 1938 Cumhuriyet Bayramı gecesi bir oğlu dünyaya gelir. Ahmet Efendi, oğlunun adını hiç tereddütsüz Şakir koyar. Çünkü bu isim, bir vasiyetin, bir irfan zincirinin halkasıdır artık.
Vefatından kısa bir süre önceki son ziyaretlerinde yaşananlar ise, hocanın sözlerinin neden “keramet” olarak anıldığını bir kez daha gösterir.
-“Oğlum, vakit yaklaştı.” der yine.
Ahmet Efendi dayanamayıp sorar:
-“Hocam, vefat edince sizi bu caminin avlusunda yatan babanız Ali Efendi’nin yanına mı koyacaklar? Nereye vasiyet ettiniz?”
Şakir Efendi, yanındaki köylüler de duysun istercesine yüksek sesle cevap verir:
“Hayır evladım, hayır. Vasiyet ettim; köyün mezarlığının en uzak yerine koysunlar. Bu köyün ve köylünün çirkin, küfürlü konuşmalarını sağlığımda duydum, yetti. Bir de öldükten sonra mı dinleyeceğim?”
Sonra ekler:
-“Yakında vefat ederim. Ama sen benim cenazemde bulunamayacaksın.”
Orada bulunan köylüler, her zamanki gibi kendi aralarında fısıldaşır:
“Hoca yine keramet çatlatıyor…”
Ama bu söz de, daha öncekiler gibi, eksiksiz çıkar.
Bazı insanların geriye sözleri kalır, izleri kalır.
Dedikhasanlı Şakir Efendi de böyle bir iz bıraktı ardında. Ve o iz, hâlâ gönüllerde yaşamaya devam ediyor.
ŞAKİR EFENDİ'NİN VASİYETİ
ŞAKİR EFENDİ'NİN VASİYETİ
Bazı insanlar vardır; hayattayken söyledikleri, vefatlarından sonra bile yol gösterir. Sorgun ilçesine bağlı Gedikhasanlı köyünde yaşamış olan Dedikhasanlı Şakir Efendi de işte böyle bir insandı.
Şeyhzade Ahmet Efendi’nin hocası olan Şakir Efendi ile aralarındaki manevi beraberlik, hocasının vefatına kadar hiç kopmadı.
Bir hoca-talebe ilişkisinden öte, gönülden gönüle akan bir irfan yolculuğuydu bu.
Şakir Efendi, vefatının yaklaştığını hissettiği günlerde, talebesine son nasihatlerini verirken aslında onun bütün hayat haritasını da çizmişti.
-“Oğlum, seni olabildiğince yetiştirdim. Benim için vakit yaklaştı…” dediğinde, Ahmet Efendi’nin içini bir endişe kaplar.
-“Ya bundan sonra benim hâlim ne olacak?” diye sorar.
-“Senin benden sonraki kısmetin İstanbul’dadır. Seyr-i sülûkün Nakşî meşrebimiz üzere tamamlanacaktır. Sana hilâfet icazeti İstanbul’dan verilecektir.”
İstanbul… Koca bir şehir.
-“Ben İstanbul’da kimi, nasıl bulacağım?” diye sorar..
Şakir Efendi’nin cevabı ise sanki zamana emanet edilmiş bir sır gibidir:
-“Merak etme, zamanı gelince o seni bulur.”
Hocanın sözleri bununla da bitmez. Ömrünün son senesinde bir başka müjde daha verir:
-“Senin bir oğlun olacak, adını Şakir koy.”
Takvimler 1937 yılının Haziran ayını gösterdiğinde Şakir Efendi Hakk’a yürür. Ondan yaklaşık bir buçuk yıl sonra, 29 Ekim 1938 Cumhuriyet Bayramı gecesi bir oğlu dünyaya gelir. Ahmet Efendi, oğlunun adını hiç tereddütsüz Şakir koyar. Çünkü bu isim, bir vasiyetin, bir irfan zincirinin halkasıdır artık.
Vefatından kısa bir süre önceki son ziyaretlerinde yaşananlar ise, hocanın sözlerinin neden “keramet” olarak anıldığını bir kez daha gösterir.
-“Oğlum, vakit yaklaştı.” der yine.
Ahmet Efendi dayanamayıp sorar:
-“Hocam, vefat edince sizi bu caminin avlusunda yatan babanız Ali Efendi’nin yanına mı koyacaklar? Nereye vasiyet ettiniz?”
Şakir Efendi, yanındaki köylüler de duysun istercesine yüksek sesle cevap verir:
“Hayır evladım, hayır. Vasiyet ettim; köyün mezarlığının en uzak yerine koysunlar. Bu köyün ve köylünün çirkin, küfürlü konuşmalarını sağlığımda duydum, yetti. Bir de öldükten sonra mı dinleyeceğim?”
Sonra ekler:
-“Yakında vefat ederim. Ama sen benim cenazemde bulunamayacaksın.”
Orada bulunan köylüler, her zamanki gibi kendi aralarında fısıldaşır:
“Hoca yine keramet çatlatıyor…”
Ama bu söz de, daha öncekiler gibi, eksiksiz çıkar.
Bazı insanların geriye sözleri kalır, izleri kalır.
Dedikhasanlı Şakir Efendi de böyle bir iz bıraktı ardında. Ve o iz, hâlâ gönüllerde yaşamaya devam ediyor.
Ekleme
Tarihi: 11 Şubat 2026 -Çarşamba
ŞAKİR EFENDİ'NİN VASİYETİ
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
