SAĞDIÇ EMEĞİ DURALİ DOĞAN
1990'lı yıllardı…
ANAP iktidarda, Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal.
Sorgun'da Ek Küçük Sanayi Sitesi'nin temel atma töreni yapılacaktı.
İlçede adeta seferberlik ilan edildi. Bayraklar asıldı, kürsü kuruldu, sahne hazırlandı. Herkes bir yerinden tutuyor, işin ucu kaçmasın diye koşturuyordu.
O gün Kaymakamımız F. Necmi Kurt beni yanına çağırdı. Programı sunacaktım. Ciddi ama tebessümle karışık bir ifadeyle şunu söyledi:
-“Durali Bey, kürsüyü Cumhurbaşkanımızın boyuna göre ayarlayalım. Mikrofon da ona göre olsun.”
Talimat netti.
Ben de başladım ilçede “Özal boyunda” adam aramaya… Ölçtüm, biçtim, baktım. Nihayet İlçe Özel İdare Müdürümüz Halit Arslan'da karar kıldık. Kürsü ve mikrofon onun boyuna göre ayarlandı.
Derken Cumhurbaşkanı geldi…
Görkemli bir karşılama, alkışlar, sloganlar…
Özal konuştu; hizmetleri anlattı, projeleri anlattı. ANAP'ın yaptıklarını anlattı. İlçe başkanı Zülfü Hatipoğlu'nu yanına çağırdı, biraz övdü sonra da teşekkür etti.
Alkışlar yükseldi…
Islıklar, “Yaşa Özal” sesleri…
Konvoy hareket etti, kortej dağıldı.
Ama törenin içinde, fark edenler için bir tuhaflık vardı.
O gün en çok koşturan, en çok terleyen, en çok yükü omuzlayan Kaymakamın adı bir kez bile anılmamıştı.
Temmuz sıcağı…
Kaymakam susadı. Su istedi.
Ama ne mümkün… Millet ne varsa kapışmış. Sular bitmiş, içecek kalmamış.
Kaymakam bana döndü. Yüzünde yorgun ama manalı bir gülümseme vardı. Şöyle dedi:
-“Hocam, bizim emeğimiz sağdıç emeğine döndü.”
Bir an duraksadım:
-“Nasıl yani Kaymakam Bey?” dedim.
Sözünü tamamladı:
- “Düğünlerde en çok eziyeti sağdıç çeker; güvey sefa sürer. Bugün de aynısını yaşadık. Bir ilçede, ilçe başkanının; devleti temsil eden kaymakamdan daha kıymetli görülebildiğinin canlı örneğini gördük. Bu da bize ders olsun.”
Başımı salladım.
“Doğru ders… Hem de ibretlik,” dedim.
Bazı emekler vardır; adı anılmaz, alkışı olmaz. Tıpkı sağdıç emeği gibi…
