Yıl 1968… Sorgun Ortaokulu'nda okuyorum.
Memleketin üstünde bir umut, bir de toz duman dolaşır o yıllar.
Adalet Partisi hükümette, Başbakan Süleyman Demirel. Radyodan adı geçince kahvede ses kısılır, “Hele bi dinleyin bakam” denir. Herkes bir şey bekler ama kimse ne beklediğini tam söyleyemez.
Tokat’ta miting yapılmıştır. Alan dolmuş, taşmış; nutuklar atılmış, alkışlar kopmuştur. Akşamüstüne doğru kalabalık yavaş yavaş çözülürken Demirel’in konvoyu Zile tarafından yola düşer. Vosvoslar dizilmiş peş peşe… Üstlerinde atlı bayraklar dalgalanır. Rüzgâr bayrağı savurur, tozu havaya katar. Konvoy Çekerek’i geçer, Sorgun yoluna düşer.
Derken bizim Duralidayılı köyünün beklemesine gelince arabalar yavaşlar. Çünkü köy ayaktadır.
Yolun iki yanına dizilmiş köylü… Toz duman içinde yüzler… Çoluk çocuk, yaşlı genç herkes dışarıdadır. Kadınlar kucaklarında bebelerle, kimisi çocuğunun elinden tutmuş. Bebelerin gözü bayrakta, anaların gözü konvoyda.
Ben de Vosvoslardan attıkları cıcılı bıcılı renkli kağıtları topluyorum.
Bir yandan bağıranlar:
— Yaşa Süüüülu! İslamköylü başbakan!
Diyen diyene…
Demirel arabadan iner. Fötr şapkasını eliyle bi düzeltir. Gözlerini kısar, köylüye bakar. Halkı selamlar, sağa sola el sallar.
Kurbanlar kesilir. Bıçak iner, kan toprağa karışır. Kesilen kurbanın kanı Demirel’in alnına yapıştırılır.
Demirel hal hatır sorar, ayaküstü iki çift laf eder. Söz döner dolaşır, gelir köyün haline. Yol yok… İş yok… Gençler ya gurbettedir, ya da gurbet yolundadır. Tam o sırada kalabalığın içinden bir kadın öne çıkar. Bu Döndü Haladır. Çalışmaktan elleri nasırlanmış, yüzü kararmış bir Anadolu kadını. Kucağında yağız bir erkek çocuğu. Yılların yorgunluğu yüzünde, ama sesi dimdiktir. Başını hafifçe kaldırır, Demirel’e bakar:
— Başvekilim, der, Bizim köyümüze bi papirka yapılsa…
Kocası Alişen'in yüzü asılır. Karısına almaz almaz bakar. Döndü Hala aldırmaz.
Kalabalık susar. Döndü Hala devam eder:
— Hem de beş köyün ortasındaki şoo Ortaçayır’a yapılsa. Gençlerimiz iş bulsun. Gurbete dağılmasın. El kapısında sürünmesin.
Demirel kadını dikkatle dinler. Yüzünde o bildik sakin ifade… Ne vaatte bulunur, ne de geçiştirir. Bir an durur. Sonra yanındaki milletvekiline döner:
— Bunu bi kaydedelim, der.
Milletvekili cebini yoklar. Bir cep… İkinci cep… Ne defter var, ne kâğıt. Etrafına bakar. Sonra cebinden yeni açılmış bir Yenice sigara paketi çıkarır. Paketi açar, kapağını ters çevirir. Kalemiyle köyün adını yazar. Altına da kocaman:
FABRİKA
Kadın dayanamaz, sorar:
— Yazıldı mı?
Milletvekili kapağı kaldırır, gösterir:
— Yazıldı bacım.
Döndü Hala kapağa bakar. Bir an durur. Sonra Yozgatlıya yakışır, Yozgat'ın kaderini özetleyen o söz dökülür ağzından:
— Evladım, der, O sigara yanınca bizim fabrika da yanmasın haa…
Bir an sessizlik olur. Demirel de tebessüm ederek kadına döner:
— Merak etme bacım, der, Bizim memlekette bazı sözler kâğıda yazılır, bazıları da hafızaya. Hangisi tutar, onu zaman gösterir.
Konvoy yeniden hareket eder Köhne’ye doğru. Vosvoslar bir bir geçer. Toz yeniden kalkar. Köylü yol kenarında kala kalır.
Döndü hala bir kucağındaki oğluna, bir de giden tosbağalara bakar...
Sigara kapağındaki yazı belki bi cebin dibinde kaldı… Belki duman oldu, rüzgârla savruldu.
Ne fabrika yapıldı, ne Döndü Halanın ömrü vefa etti.
Ama o günden beri Duralidayılı köyünde Döndü Halanın “Papirka isteriz” sözü, kahvede anlatıldı… tarlada anlatıldı… düğünde, cenazede, odada anlatıldı… Ve hâlâ anlatılır.
Yozgat'ın makus talihini neden yenemediğini şimdi daha iyi anladınız değil mi!..
