Durali Doğan
Köşe Yazarı
Durali Doğan
b
 

KÜVETTE DONAN ZAMAN

KÜVETTE DONAN ZAMAN 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'nın yıl dönümünde bir kez daha anlıyoruz ki bazı topraklar yalnızca gezilmez; hissedilir, yaşanır ve hafızaya kazınır. 2011  yılındaki Kıbrıs gezisindeki tuttuğum notlardan aktarıyorum. Limasol'da Şehitler Anıtı ile Rum Kilisesi'nin karşı karşıya duruşu adeta tarihin sessiz bir özeti gibiydi. Önce şehitlerimize Fatiha okuduk, ardından kiliseyi gezdik. Tarih, aynı sokakta hem acıyı hem de birlikte yaşamanın izlerini taşıyordu. En duygusal anlardan biri ise Gazi Bekir Doğan'ın askerlik yaptığı Mevlevi Köyü'ne uğradığımızda yaşandı. Arabadan inme fırsatımız olmadı ama yıllar önce görev yaptığı binanın hâlâ ayakta olduğunu görünce heyecanını gizleyemedi. "Bu evde kim oturuyorsa..." diye başlayan cümlesi, yarım kaldı. Çünkü bazen kelimeler, yılların özlemini anlatmaya yetmez. Lefkoşa'daki Lokmacı Sınır Kapısı'nda ise sadece birkaç adımlık mesafenin nasıl koca bir tarihe dönüştüğünü gördük. Bir tarafta Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrakları, diğer tarafta Rum bayrağı... Aralarında yalnızca birkaç metre vardı ama o birkaç metre, yılların acısını ve ayrılığını anlatmaya yetiyordu. Bu topraklarda adı saygıyla anılan büyük dava adamı Dr. Fazıl Küçük'ün anıtını ziyaret ettik. Halkın Sesi gazetesiyle Kıbrıs Türkü'nün sesi olan, ömrünü davasına adayan bu büyük mücahidin manevi huzurunda Fatiha okuduk. Kıbrıs Türkü'nün ona duyduğu sevginin hâlâ ilk günkü gibi canlı olduğunu görmek, vefanın en güzel örneklerinden biriydi. Fakat gezimizin en ağır durağı hiç kuşkusuz Barbarlık Müzesi oldu. Kapısından içeri girer girmez insanın boğazına düğümlenen bir acı çöküyor. Duvarlarda siyah beyaz fotoğraflar... Yakılmış evler... Katledilmiş insanlar... Yetim kalan çocuklar... 1963-1974 yılları arasında haritadan silinen 103 Türk köyünün sessiz çığlığı... Her karede insanlık adına utanç verici bir hikâye saklı. Ve sonra o banyo... O küvet... Türk tarihine "Küvet Katliamı" olarak geçen vahşetin yaşandığı yer. Binbaşı Nihat İlhan görevdeyken, eşi Mürüvvet İlhan ile üç yavrusu Murat, Kutsi ve Hakan banyodaki küvete sığınmıştı. Silahsız, savunmasız, masum... Kurşunlar yalnızca bedenlerini değil, insanlığın vicdanını da delip geçti. Ev sahibi yaşlı kadın da aynı saldırıda hayatını kaybetti. Binbaşı Nihat İlhan ise eşinin ve çocuklarının şehit edildiğini tam dört gün sonra öğrenebildi. Bugün o küvet hâlâ yerinde duruyor. Sessiz... Ama insanlığın unutmaması gereken en yüksek çığlığı atmaya devam ediyor. Müzenin bahçesindeki Kumsal Şehitleri Anıtı'nın önünde dururken insanın yüreği ağırlaşıyor. O masum insanların fotoğraflarına bakarken gözler doluyor, kelimeler susuyor. Bazı acılar anlatılmaz. Ancak hissedilir. Kıbrıs Barış Harekâtı'nın yıl dönümünde bir kez daha görüyoruz ki barış, kolay kazanılmış bir nimet değildir. Bugün adada huzur içinde dalgalanan bayrakların arkasında isimsiz kahramanların, şehitlerin ve gazilerin büyük fedakârlıkları vardır. Bu vatanın hangi köşesinde olursa olsun, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde huzurla yaşayabilmemizi sağlayan bütün kahramanlarımızı minnet ve şükranla anıyorum. Aziz şehitlerimizin ruhları şad, mekânları cennet olsun.
Ekleme Tarihi: 23 Temmuz 2026 -Perşembe

KÜVETTE DONAN ZAMAN

KÜVETTE DONAN ZAMAN
20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'nın yıl dönümünde bir kez daha anlıyoruz ki bazı topraklar yalnızca gezilmez; hissedilir, yaşanır ve hafızaya kazınır.
2011  yılındaki Kıbrıs gezisindeki tuttuğum notlardan aktarıyorum.
Limasol'da Şehitler Anıtı ile Rum Kilisesi'nin karşı karşıya duruşu adeta tarihin sessiz bir özeti gibiydi. Önce şehitlerimize Fatiha okuduk, ardından kiliseyi gezdik. Tarih, aynı sokakta hem acıyı hem de birlikte yaşamanın izlerini taşıyordu.
En duygusal anlardan biri ise Gazi Bekir Doğan'ın askerlik yaptığı Mevlevi Köyü'ne uğradığımızda yaşandı. Arabadan inme fırsatımız olmadı ama yıllar önce görev yaptığı binanın hâlâ ayakta olduğunu görünce heyecanını gizleyemedi.
"Bu evde kim oturuyorsa..." diye başlayan cümlesi, yarım kaldı.
Çünkü bazen kelimeler, yılların özlemini anlatmaya yetmez.
Lefkoşa'daki Lokmacı Sınır Kapısı'nda ise sadece birkaç adımlık mesafenin nasıl koca bir tarihe dönüştüğünü gördük. Bir tarafta Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrakları, diğer tarafta Rum bayrağı... Aralarında yalnızca birkaç metre vardı ama o birkaç metre, yılların acısını ve ayrılığını anlatmaya yetiyordu.
Bu topraklarda adı saygıyla anılan büyük dava adamı Dr. Fazıl Küçük'ün anıtını ziyaret ettik. Halkın Sesi gazetesiyle Kıbrıs Türkü'nün sesi olan, ömrünü davasına adayan bu büyük mücahidin manevi huzurunda Fatiha okuduk. Kıbrıs Türkü'nün ona duyduğu sevginin hâlâ ilk günkü gibi canlı olduğunu görmek, vefanın en güzel örneklerinden biriydi.
Fakat gezimizin en ağır durağı hiç kuşkusuz Barbarlık Müzesi oldu.
Kapısından içeri girer girmez insanın boğazına düğümlenen bir acı çöküyor.
Duvarlarda siyah beyaz fotoğraflar...
Yakılmış evler...
Katledilmiş insanlar...
Yetim kalan çocuklar...
1963-1974 yılları arasında haritadan silinen 103 Türk köyünün sessiz çığlığı...
Her karede insanlık adına utanç verici bir hikâye saklı.
Ve sonra o banyo...
O küvet...
Türk tarihine "Küvet Katliamı" olarak geçen vahşetin yaşandığı yer.
Binbaşı Nihat İlhan görevdeyken, eşi Mürüvvet İlhan ile üç yavrusu Murat, Kutsi ve Hakan banyodaki küvete sığınmıştı. Silahsız, savunmasız, masum...
Kurşunlar yalnızca bedenlerini değil, insanlığın vicdanını da delip geçti.
Ev sahibi yaşlı kadın da aynı saldırıda hayatını kaybetti.
Binbaşı Nihat İlhan ise eşinin ve çocuklarının şehit edildiğini tam dört gün sonra öğrenebildi.
Bugün o küvet hâlâ yerinde duruyor. Sessiz...
Ama insanlığın unutmaması gereken en yüksek çığlığı atmaya devam ediyor.
Müzenin bahçesindeki Kumsal Şehitleri Anıtı'nın önünde dururken insanın yüreği ağırlaşıyor. O masum insanların fotoğraflarına bakarken gözler doluyor, kelimeler susuyor.
Bazı acılar anlatılmaz.
Ancak hissedilir.
Kıbrıs Barış Harekâtı'nın yıl dönümünde bir kez daha görüyoruz ki barış, kolay kazanılmış bir nimet değildir. Bugün adada huzur içinde dalgalanan bayrakların arkasında isimsiz kahramanların, şehitlerin ve gazilerin büyük fedakârlıkları vardır.
Bu vatanın hangi köşesinde olursa olsun, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde huzurla yaşayabilmemizi sağlayan bütün kahramanlarımızı minnet ve şükranla anıyorum.
Aziz şehitlerimizin ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sorgunmedya.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.