HAYATIMIN MÜJDESİNİ VEREN ADAM
HAYATIMIN MÜJDESİNİ VEREN ADAM
Durali Doğan
Mezarlıkta sessizlik hâkimdi.
Naaşı toprağa verildikten sonra Hocaefendi Kur'an-ı Kerim okumaya başlayınca, gözlerim mezarın başında olsa da zihnim yıllar öncesine gitti. Onun hayatı bir sinema şeridi gibi gözlerimin önünden akıp geçti.
Duralidayılı köyünün fakir ama onurlu ailelerinden birinin çocuğuydu. Çocukluğu yokluk içinde geçti. Daha küçücük yaşlarda mal güttü, koyun otlattı. Hayat ona erken yaşta ağır yükler yükledi.
Ortaokul yıllarında babasını bir cinayete kurban verdi. Bu acı onun yüreğinde hiç kapanmayan bir yara olarak kaldı. Ardından annesini, sonra da genç yaşta kardeşi Yalçın'ı kaybetti.
Hayat, ona gülen yüzünü pek göstermedi.
Ama o yılmadı.
Ortaokulu güçlükle bitirdi. Sonra yollarımız ayrıldı. O Ziraat Lisesi'ne gitti, ben Sorgun Lisesi'ne...
Ziraat Lisesi'ni bitirdikten sonra Ziraat Teknisyeni oldu. Türkiye'nin çeşitli yerlerinde görev yaptı. Köyümüzde meslek sahibi olup devlet memuru olan örnek insanlardan biri olarak gösteriliyordu.
Ben ise liseyi bitirmiş ama üniversiteyi kazanamamıştım.
Bir yıl boyunca köyde boş gezdim.
O yıllarda köyde lise mezunu olup da işsiz dolaşmak pek hoş karşılanmazdı. Kimi zaman insanların babama söyledikleri sözleri hâlâ hatırlarım:
-Tecir'in Ahmet tek oğlanı okuttun da n'oldu? Aha boş geziyo. En iyisi bir motor al da çiftini sürsün, reçberliğini yapsın."
Babam bu sözlere içerlerdi ama çoğu zaman cevap vermezdi. Derken ikinci kez üniversite sınavına girdim. Sonucu büyük bir heyecanla bekliyordum.
Bir gün evimizin damında gümbür gümbür ayak sesleri duyuldu.
Babam, rahmetli babaanneme takılarak:
-Senin oynaşlar geldi galiba. Herhalde yine doğum var, sana iş çıktı," dedi.
Çünkü babaannem köyün ebesiydi; doktoruydu. Kadınların doğumunu da yaptırırdı.
Hemen avluya çıktım. Karşımda Şeref Bal vardı. Elinde bir zarf tutuyordu. Yüzünde kocaman bir tebessüm vardı. Daha ben bir şey soramadan seslendi:
-Aliduvan, müjde! Üniversiteyi kazanmışsın!
O an yaşadığım heyecanı bugün bile tarif etmekte zorlanırım.
Zarfı aldım, titreyen ellerimle açtım.
Kâğıdın üzerinde şu satırlar yazıyordu:
-Erzurum Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü."
Dünyalar benim olmuştu. Şeref, "Hayırlı olsun." dedi ve gitti. Ama arkasında hayatımı değiştiren bir haber bırakmıştı.
O gün evimizde bayram vardı. Annem, babam, babaannem... Hepimiz sevinçten ağlıyorduk.
Belki onlar benim geleceğime ağlıyordu, belki de yıllardır verdikleri emeğin boşa gitmediğini görmenin mutluluğuna...
Aradan uzun yıllar geçti. Hayat bizi farklı yollardan geçirdi.
Ve şimdi...
O müjdeyi bana getiren adamın mezarı başındaydım.
Hocaefendi Yasin-i Şerif'i bitirdi.
Mezar sulandı.
İki başına iki taş dikildi.
Dualar edildi.
Ben ise yıllar öncesinden gelen bir sesi dinliyordum:
-Aliduvan, müjde... Üniversiteyi kazanmışsın...
Gözlerimden süzülen iki damla yaş, belki de bir ömürlük vefanın ifadesiydi.
Bazı insanlar büyük makamlar bırakmaz ardında.
Büyük servetler de bırakmaz.
Ama bir insanın hayatını değiştiren bir haberi, bir sevinci, bir umudu bırakır.
İşte Şeref Bal, benim hayatımda böyle bir iz bıraktı.
Bu yazımla ona olan vefa borcumu acep ödemiş oldum mu, bilemem!
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Ekleme
Tarihi: 04 Haziran 2026 -Perşembe
HAYATIMIN MÜJDESİNİ VEREN ADAM
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
