MUSALLA TAŞINA SARILAN VEFA
Bir eş ve çocuklarını düşünün…
Hayatını ona adamış. Çocuklarının babası, yarım asırlık hayat arkadaşı…
Şimdi ise Salih Paşa Camii’nin avlusunda, musalla taşının başında son kez ona sarılıyorlar.
Son veda…
Son bakış…
Son ayrılık…
Acılı çocukları, artık sevgili eşi Nihat Alan’ı bir daha göremeyeceğini bilmenin tarifsiz hüznüyle tabuta sarılmıştı. Sanki bırakırsa her şey bitecek, sanki ellerini çekerse ayrılık gerçek olacakmış gibi…
Öylece kalakalmıştı.
O anı izlerken yüreğim burkuldu.
Cami avlusu insan seliydi. Sorgun’un dört bir yanından gelen dostları, arkadaşları, sevenleri son görevlerini yapmak için saf tutmuştu. Dualar okunuyor, helallikler alınıyor, taziyeler kabul ediliyordu.
Ben de dua edip taziye sırasına girdim.
Fakat gözüm sürekli aynı noktaya takılıyordu.
Tabuta acıyla sarılış, öyle derin bir sevgi, öyle büyük bir sadakat ve vefa vardı ki…
Kendi kendime, “İşte sevgi bu… İşte gerçek yol arkadaşlığı bu…” dedim.
Duygulandım.
İçimden birçok şey söylemek geldi.
Nihat Alan, aslında öğretmenlik eğitimi almıştı. Eşi gibi o da öğretmen olabilirdi. Ancak hayat onu farklı bir yola götürdü ve esnaflığı tercih etti.
Sorgun’un sevilen, sayılan eşrafındandı.
Atatürk Bulvarı’ndaki gazetemizin önünden java motoruyla geçerken mutlaka selam verirdi. Ben de ardından bakakalırdım.
Bazen de durur; "Nasılsın Durali hocam!" der, hal, hatır sorardı.
Ne zaman o motoru görsem, rahmetli anamın bana söylediği şu sözler aklıma gelirdi:
-"Oku öğretmen ol, sana bir motor aldıracağım.”
İçimde tatlı bir hayıflanma bırakırdı bu hatıra.
Sorgun’da motor sevgisini, motor tutkusunu özellikle gençlere aşılayan insanlardan biriydi Nihat Alan.
Maddi ve manevi imkânları yerinde olmasına rağmen kibir nedir bilmezdi.
Güler yüzlüydü.
Herkesle gönül bağı kurardı.
Çevresine hep pozitif enerji saçan, yaşadığı her ortama neşe katan insanlardandı.
Bu yüzden ebedi yolculuğuna uğurlanırken yalnız değildi.
Salih Paşa Camii avlusu onu uğurlamaya gelen insanlarla dolup taşmıştı.
Namazı kılındı.
Dualar edildi.
Helallikler alındı.
Ve kaçınılmaz son geldi.
Tabuta sımsıkı sarılan çocukları için artık ayrılık vaktiydi.
Önüne geçilemeyen, ertelenemeyen, değiştirilmesi mümkün olmayan o büyük hakikat...
Nihat Alan kardeşimiz ölümü tattı.
Ailesi, yakınları ve dostları ise büyük bir acıyı...
Hayat, uzunluğu ömrümüz kadar olan bir film aslında.
Nihat Alan’ın filmi de burada sona erdi.
Perde kapandı.
Ve ekranda kocaman bir “SON” yazısı belirdi.
Salih Paşa’dan demir alan bir gemi, Karşıyaka’ya doğru yol aldı.
Cemaat yavaş yavaş dağılırken kulaklarıma aynı cümleler çalınıyordu:
-İyi insandı…
-Güzel insandı…
-Kibir nedir bilmezdi…
-Herkesle gönül bağı vardı.
-Java motoru şimdi sahipsiz kaldı…
- Mal, mülk, para, makam hepsi de yalanmış.
Geride güzel hatıralar bırakarak göçüp gitmek, her kula nasip olmaz.
Nihat Alan'da ardında sevgiyle anılacak bir isim, dostlarının yüreğinde silinmeyecek izler bıraktı.
Allah rahmet eylesin.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
