Durali Doğan
Köşe Yazarı
Durali Doğan
b
 

AYDIN HOCA’NIN ARDINDAN

AYDIN HOCA’NIN ARDINDAN Durali Doğan Bazı insanlar vardır; gönüllerde yer eder, hafızalara kazınır, yıllar geçse de unutulmazlar. İşte Ahmetfakılı Köyü'nün yetiştirdiği, Sorgun'un "Aydın Hoca" diye tanıdığı Cabbar Alpaydın da böyle insanlardan biriydi. Geçtiğimiz günlerde İstanbul'dan gelen acı haberle bir çınar daha devrildi. Bir ömür boyunca insan yetiştiren, gönül yapan, gençlerin elinden tutan,  Aydın Hoca, Hakk'ın rahmetine kavuştu. Ahmetfakılı Köyü'nde dünyaya gelen Cabbar Alpaydın, daha çocuk yaşlarda sıradan bir hayatın kendisine yetmeyeceğini anlamıştı. Çiftçi bir ailenin evladıydı ama gönlü ilimdeydi. Daha sekiz yaşında Kur'an-ı Kerim ve dini ilimlerle tanıştı. Sonra gönlünde büyüttüğü hayalin peşinden düştü ve henüz 17 yaşında,  İstanbul'un yolunu tuttu. İstanbul'da dönemin büyük âlimlerinden ders aldı.        Sultanahmet'in, Beyazıt'ın, Süleymaniye'nin manevi ikliminde yetişti.      Güzel sesiyle hocalarının dikkatini çekti, ilmiyle takdir topladı. Sorgun'a döndüğünde sıradan bir imam olmadı. Görev yaptığı her yerde insanların arasına karıştı. Camiyi yalnızca namaz kılınan bir mekân olarak görmedi; gençlerin buluştuğu, insanların dertlerini paylaştığı, kardeşliğin güçlendiği bir merkez haline getirmeye çalıştı. Değişik köylerde imamlık yaptı. Mirahor Köyü'nde "Deli Hoca" dediler ona. Çünkü alışılmışın dışındaydı. Kalıplara sığmıyordu. Yerinde durmuyor, sürekli yeni bir hizmetin peşinde koşuyordu. Sorgun Garajlar Yeni Camii'nde görev yaptığı yıllarda ise sadece bir imam değil, aynı zamanda bir gönül adamı, bir eğitim neferi ve bir toplum önderi oldu. Ben o yıllarda Sorgun Lisesi'nde öğretmendim. Yıkılan Yen Cami'nin avlusunu çiçek bahçesi haline getirdiğini hatırlarım. Onun için hizmetin makamı yoktu. Bir gün vaaz kürsüsünde insanlara yol gösterirken, ertesi gün caminin bahçesini çapalayabiliyor, eline süpürge alıp camiyi temizleyebiliyordu. Çünkü o, hizmeti bir görev değil, bir gönül meselesi olarak görüyordu. İmamlığı bıraktıktan sonra da durmadı. Siyaset yaptı. Ticaret yaptı ama ticaretini insanlara yardım etmenin vesilesi haline getirdi. Yüzlerce öğrencinin okumasına destek oldu. Nice gencin elinden tuttu.. Nüktedandı. Ders veren fıkraları anlatmayı severdi. Dostluklarına sadık kaldı. Vefalı bir insandı. İnsanların unutmayı marifet saydığı bir çağda, o hatırlamayı ve hatır sormayı sürdürdü. İstanbul'da oğlu Abdullah'ın yanında 78 yaşında vefat etti. Cenazesi İstanbul'da toprağa verildi. Bazı insanlar öldüklerinde sadece bedenleri toprağa verilir. Onların hatıraları yaşamaya devam eder. Aydın Hoca da geride bıraktığı hizmetleri, yetiştirdiği öğrencileri, dostlukları ve gönüllerdeki güzel hatıralarıyla yaşamaya devam edecek. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Ekleme Tarihi: 10 Haziran 2026 -Çarşamba

AYDIN HOCA’NIN ARDINDAN

AYDIN HOCA’NIN ARDINDAN

Durali Doğan

Bazı insanlar vardır; gönüllerde yer eder, hafızalara kazınır, yıllar geçse de unutulmazlar.

İşte Ahmetfakılı Köyü'nün yetiştirdiği, Sorgun'un "Aydın Hoca" diye tanıdığı Cabbar Alpaydın da böyle insanlardan biriydi.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul'dan gelen acı haberle bir çınar daha devrildi. Bir ömür boyunca insan yetiştiren, gönül yapan, gençlerin elinden tutan,  Aydın Hoca, Hakk'ın rahmetine kavuştu.

Ahmetfakılı Köyü'nde dünyaya gelen Cabbar Alpaydın, daha çocuk yaşlarda sıradan bir hayatın kendisine yetmeyeceğini anlamıştı. Çiftçi bir ailenin evladıydı ama gönlü ilimdeydi.

Daha sekiz yaşında Kur'an-ı Kerim ve dini ilimlerle tanıştı. Sonra gönlünde büyüttüğü hayalin peşinden düştü ve henüz 17 yaşında,  İstanbul'un yolunu tuttu.

İstanbul'da dönemin büyük âlimlerinden ders aldı.        Sultanahmet'in, Beyazıt'ın, Süleymaniye'nin manevi ikliminde yetişti.      Güzel sesiyle hocalarının dikkatini çekti, ilmiyle takdir topladı.

Sorgun'a döndüğünde sıradan bir imam olmadı.

Görev yaptığı her yerde insanların arasına karıştı.

Camiyi yalnızca namaz kılınan bir mekân olarak görmedi; gençlerin buluştuğu, insanların dertlerini paylaştığı, kardeşliğin güçlendiği bir merkez haline getirmeye çalıştı.

Değişik köylerde imamlık yaptı. Mirahor Köyü'nde "Deli Hoca" dediler ona.

Çünkü alışılmışın dışındaydı.

Kalıplara sığmıyordu.

Yerinde durmuyor, sürekli yeni bir hizmetin peşinde koşuyordu.

Sorgun Garajlar Yeni Camii'nde görev yaptığı yıllarda ise sadece bir imam değil, aynı zamanda bir gönül adamı, bir eğitim neferi ve bir toplum önderi oldu.

Ben o yıllarda Sorgun Lisesi'nde öğretmendim. Yıkılan Yen Cami'nin avlusunu çiçek bahçesi haline getirdiğini hatırlarım.

Onun için hizmetin makamı yoktu.

Bir gün vaaz kürsüsünde insanlara yol gösterirken, ertesi gün caminin bahçesini çapalayabiliyor, eline süpürge alıp camiyi temizleyebiliyordu.

Çünkü o, hizmeti bir görev değil, bir gönül meselesi olarak görüyordu.

İmamlığı bıraktıktan sonra da durmadı.

Siyaset yaptı. Ticaret yaptı ama ticaretini insanlara yardım etmenin vesilesi haline getirdi. Yüzlerce öğrencinin okumasına destek oldu. Nice gencin elinden tuttu..

Nüktedandı. Ders veren fıkraları anlatmayı severdi.

Dostluklarına sadık kaldı.

Vefalı bir insandı.

İnsanların unutmayı marifet saydığı bir çağda, o hatırlamayı ve hatır sormayı sürdürdü.

İstanbul'da oğlu Abdullah'ın yanında 78 yaşında vefat etti. Cenazesi İstanbul'da toprağa verildi.

Bazı insanlar öldüklerinde sadece bedenleri toprağa verilir.

Onların hatıraları yaşamaya devam eder.

Aydın Hoca da geride bıraktığı hizmetleri, yetiştirdiği öğrencileri, dostlukları ve gönüllerdeki güzel hatıralarıyla yaşamaya devam edecek.

Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sorgunmedya.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.