BOZOK’TA DİNİ HAYAT
Bugün Bozok'un 16. yüzyıldaki dinî hayatını düşündüğümüzde, gözümüzün önüne büyük camilerin, kalabalık cemaatlerin ve her köyde görev yapan imamların olduğu düzenli bir manzara gelebilir. Oysa dönemin tahrir defterlerine biraz yakından baktığımızda, karşımıza bundan oldukça farklı bir tablo çıkıyor.
Tahrir defterleri, bize sadece vergi veren insanların isimlerini göstermiyor; aynı zamanda köylerin sosyal ve dinî hayatı hakkında da önemli ipuçları veriyor. Defterlerde imam, hatip, vaiz ve müezzin gibi görevlilerin isimlerinin geçmesi, o yerleşim yerinde en azından bir mescit veya caminin bulunduğunu düşündürüyor. Fakat kayıtlar, 16. yüzyılın sonlarına gelindiğinde bile Bozok'ta cami ve mescitlerin sanıldığı kadar yaygın olmadığını gösteriyor.
Mesela 1576 yılı kayıtlarına göre Bozok'ta yalnızca 12 köyde cami bulunuyordu. Üstelik bu yapıların günümüze ulaşmamış olması, söz konusu camilerin büyük ve gösterişli eserlerden ziyade, köy halkının ihtiyacını karşılayan mütevazı yapılar olduğunu düşündürüyor.
Din görevlilerinin dağılımına baktığımızda da ilginç bir durumla karşılaşıyoruz. Akdağ'da 5, Aliki'de 2, Baltı'da 7, Delice Özü'nde 2, Boğazlıyan'da 5, Emlâk'te 3 ve Gedük'te 7 kişinin dinî hizmetlerle ilgili görevler üstlendiği görülüyor. Buna karşılık Kanak-ı Bâlâ, Kanak-ı Zîr, Çubuk, Sorkun ve Süleymanlu nahiyelerinde imam, hatip, vaiz veya müezzin gibi görevlilere rastlanmıyor.
Peki, camisi veya sürekli görev yapan din görevlisi bulunmayan köylerde insanlar dinî ihtiyaçlarını nasıl karşılıyordu?
İşte burada köyler arasındaki dayanışma devreye giriyordu. Cuma ve bayram namazları için insanlar, caminin bulunduğu komşu köylere gidiyordu. Ramazan ayı geldiğinde ise başka yerlerden geçici imamlar getirilebiliyordu. Bu imamların ücretleri de çoğu zaman köylüler tarafından ortaklaşa karşılanıyordu.
Yani dinî hayat yalnızca caminin çatısı altında yaşanmıyordu. Cenaze, defin ve nikâh gibi önemli dinî hizmetlerde de komşu köylerden yardım alınıyordu. Günlük dinî uygulamalar ise çoğu zaman yaşlı ve tecrübeli kişilerin rehberliğinde sürdürülüyordu. Bir başka ifadeyle, dinî bilgi ve uygulamalar büyük ölçüde kuşaktan kuşağa aktarılan gelenekler sayesinde yaşatılıyordu.
Bozok'un dinî hayatını konuşurken tekke ve zaviyeleri de unutmamak gerekiyor. 16. yüzyılda bölgede tekke ve zaviyelerin bulunması, Anadolu'nun başka bölgelerinde olduğu gibi Bozok'ta da tasavvuf geleneğinin belirli ölçüde etkili olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla dönemin dinî hayatını yalnızca cami ve mescitlerle sınırlamak doğru olmaz.
Bütün bunlara baktığımızda 16. yüzyıl Bozok'unda karşımıza oldukça canlı, fakat bugünkü anlamda kurumsallaşmış olmayan bir dinî hayat çıkıyor. Her köyde cami veya sürekli görev yapan bir imam bulunmuyor; buna rağmen insanlar dinî ihtiyaçlarını komşuluk ilişkileri, dayanışma ve gelenekler yoluyla karşılıyor.
Belki de dönemin Bozok'unu anlamanın en güzel yolu tam da burada yatıyor: Dinî hayat sadece camilerde değil, köyler arasındaki yardımlaşmada, Ramazan ayında birlikte karşılanan imam masraflarında, cenazelerde birbirine destek olan komşularda ve yaşlılardan gençlere aktarılan geleneklerde de kendisini gösteriyordu.
Kısacası 16. yüzyıl Bozok'unda din, bugünkü gibi yaygın ve kurumsal bir yapıdan ziyade köyler arası dayanışma, geleneksel dinî kültür ve sınırlı sayıdaki cami, mescit, tekke ve zaviyeler etrafında şekillenen bir hayat tarzıydı.
