BÜLBÜLÜN
ÜÇ TÜRKÜSÜ
VARMIŞ…
"Bülbülün üç türküsü varmış,
Üçü de gül üstüne…
Bizimkisi de Hilâl üstüne…"
Rahmetli Ozan Arif'in bu dizeleri, yalnızca bir şiirin değil; bir ömrün, bir davanın ve bir milletin hissiyatının özeti gibidir.
Türk dünyasının Dede Korkut'u olarak gönüllerde yer edinen Ozan Arif; ömrü boyunca susmadı, korkmadı. Vatan dedi, millet dedi, ezan dedi, ülkü dedi. Yeri geldi bir ozan oldu, yeri geldi milyonların sesi, fotoğrafı oldu.
Bazı fotoğraflar vardır...
Sadece objektife yansıyan bir kare değildir.
Bir dönemin şahididir.
Bir milletin hafızasıdır.
Yıllar geçse de susmaz; bakana yeniden konuşur.
İşte elimde tuttuğum o fotoğraf da tam böyle bir kare...
Caddeler insan seline dönüşmüştü.
Sokaklar dolup taşıyordu.
Meydan adeta mahşer yeriydi.
Başlar üzerinde şehitlerimizin fotoğrafları yükseliyor, gökyüzünde binlerce Türk bayrağı dalgalanıyordu.
Sanki yer de gök de ay-yıldız olmuştu.
Kalabalığın içinden yükselen tek bir ses vardı:
"Şehitler ölmez, vatan bölünmez!"
Fotoğrafın arkasına o gün birkaç satır not düşmüşüm.
Belki o gün bunların yıllar sonra yeniden yüreğimi titreteceğini bilmiyordum.
Aha o gün, işte bugün.
Bu şehitlerin katilleri öldü mü, yaşıyor mu, yoksa yarın kravat takıp aramızda mı dolaşacak!
Bazı görüntüler insanın gözünden değil, vicdanından silinmiyor.
Aradan tam yirmi yedi yıl geçmiş...
Çeyrek asırdan fazla...
Nice çocuklar büyüdü.
Nice anaların saçına ak düştü.
Nice babalar evlatlarının mezarı başında sessizce yaşlandı.
Bazı sofralar eksik kaldı.
Bazı evlerin ışığı hiç eskisi gibi yanmadı.
Ama o gün meydanlarda yükselen ses hiç susmadı.
Çünkü bu topraklar kolay vatan olmadı.
Bu bayrak kolay dalgalanmadı.
Her renginde bir şehidin duası, her kıvrımında bir annenin gözyaşı vardı
Bir annenin duasında Hilâl vardı...
Bir şehit çocuğunun yarınlarında Hilâl vardı...
Dağ başındaki karakolda nöbet tutan Mehmetçiğin gözlerinde Hilâl vardı...
Bu milletin umutlarında yine Hilâl vardı.
Bugün arşivimdeki o fotoğrafa yeniden bakıyorum.
Kalabalık aynı...
Bayraklar aynı...
Başlar üzerinde taşınan şehit fotoğrafları aynı...
Değişen yalnızca takvim yaprakları...
Ve insan ömrü...
Oysa bazı fotoğraflar çekildiği gün tamamlanmıyor.
Asıl hikâyeleri yıllar sonra başlıyor.
Her bakışta yeniden konuşuyor.
Her satırında yeniden hüzün bırakıyor.
Onlardan geriye sadece mezar taşları kalmaz.
Bir bayrak kalır.
Bir vatan kalır.
Bir emanet kalır.
Ve o emaneti taşıyacak nesiller kalır.
O nesiller, o gaziler, o şehitler sustu sanmayın.
Gün batabilir...
Gece uzayabilir...
Fakat umut tükenmez.
Çünkü: Türk, Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti, en karanlık gecelerin ardından şafağı söktürmesini ve hainlerin tuzağını başına geçirmesini her zaman bilmiştir.
Ozan Arif'le başladığım yazımı, üniversite yıllarımda destanlarıyla tanıştığım büyük dava ve destan şairi Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun gönüllere işleyen dizeleriyle tamamlamak istiyorum:
"Bitsin bu kızıl oyun...
Açılsın bahtı Ay'ın...
Altay'da kurultayın
Toplandığı güz menem..."
Türkmenem, Türk menem!
