Durali Doğan
Köşe Yazarı
Durali Doğan
b
 

ARABAŞI

ARABAŞI Bozok Yaylası’nda uzun kış ve çat ayaz gecelerde bütün yemeklerin başı olan bir yemektir Arabaşı. Yozgat’a ait olduğu tescillenmiştir. Arabaşı yutulması (yenilmesi) bahanesiyle, eş- dost akraba bir araya gelir. Keyifli saatler, muhabbetli geceler geçirilir. Asıl adı Arap Aşı değil, "Ara aşı" dır. Halkımız onu kısaca Arabaşı olarak söyler. 13. yüzyılda Karamanlı Beyliği'nde tören yemeği olarak ortaya çıktığı, Karamanlılardan, komşu beyliklere yayıldığı, kökeni Selçuklu ve Beylikler dönemine kadar dayandığı rivayet edilir. Orta Anadolu’nun en eski kış yemeklerinden olan ve tarihi çok eskilere dayanan, bir Türkmen aşıdır. Günümüzde özellikle; Yozgat, Kayseri, Nevşehir, Konya ve Afyonkarahisar'da çok yapılır. Baklava dilimi şeklinde hamuru kesilen Arabaşı; özellikle kışın gribal hastalıklara çok iyi gelir. Tepsiye dökülen Arabaşı hamuru yıldız şekli verilerek de kesilir. Yutarken kim ki yıldızı unutarak bozarsa bir sonraki Arabaşı’yı ceza olarak o yaptırır. Hamuru; un, su ve tuzla yapılır, pişirilip tepsiye dökülür ve soğutulur. Çorbası ise; günümüzde genellikle tavuk, kaz etinden yapılır.  Eskiden ise, av eti (tavşan, keklik) ile yapılırdı. Çorbası acılı ve salçalı olur. Bu yemeğin en dikkat çekici yanı, hamurun çiğnenmeden yutulmasıdır. Bu özellik, hem yemeğe değer ve inanç bakından bir kimlik kazandırmış, hem de onu Anadolu mutfağında benzersiz yapmıştır. Yozgat, Arabaşı'nın en güçlü temsil edildiği illerden biridir. Hatta birçok kişi tarafından Arabaşı’nın Başkenti” olarak görülür. Arabaşı, tek başına değil, toplu halde yenir. Yemek bahanesiyle sohbet, muhabbet ve birlik, beraberlik sağlanır. Genç–yaşlı herkes aynı sofrada buluşur. Bu yönüyle Arabaşı, sadece bir yemek değil, paylaşmayı, dayanışmayı, sabır ve usul bilmeyi öğretir. Arabaşı yutma yarışmaları da yapılır. Kaşıkların üstüne konan hamurlar yutulurken, kaşığın da yutulmaması için yarışmacılar boynuna ip bağlarmış. Bu hikayeler, Arabaşı yerken anlatılır ve yüzlerde güzel tebessümler bırakır. Bunun gibi en güzel, yaşanmış fıkra, mani ve hikâyeler Arabaşı sofralarında anlatılır. Yazımı bu fıkralardan birisiyle bitireyim: Müftü Atıf Kılıç, otuz yıldan fazla Sorgun müftülüğü yapmış, sevilen, sayılan büyük bir din alimiydi. Halkımız onu çok sevmiş, adını Molla Müftü koymuştu. Peygamber Efendimizin hayatı ve Ashabı Kiram zamanı onun ihtisas alanıydı. O devre ait anlattığı hikayelerle tanınır, bilinirdi. Bir kıssayı anlatırken uzattıkça uzatır, anlaşılır şekilde tane tane anlatırdı. Bir gün emekli öğretmen rahmetli Bahri Yıldırım’ın evinde Arabaşı ziyafetine Molla Müftü’de davetliymiş. Hoca Efendi konuşuyor, herkes dinliyormuş. -Hocam şunu da anlat, hocam bunu da anlat derken, neyse uzatmayalım ortaya Arabaşı, mis kokulu buğulu çorbası gelmiş. Herkes Arabaşıya çökmüş. Başlamışlar Arabaşı yutmaya. O sırada sofradakilerden birisi: -Hocam Hz. Yusuf’un şu ibretlik hikayesini de bir anlatsan da, dinlesek, demiş. Maksat, Molla Müftüyü lafa takmak. Molla Müftü de Hz. Yusuf’un kardeşleri tarafından kuyuya atılışı ve kuyudan çıkmasını uzun uzun, çok güzel anlatırmış. Hoca Efendi durumu anlamış. İçinden: - “Beni lafa takıp, Arabaşıyı yutacaklar “ diye düşünmüş. O kişiye dönerek, sakalını sıvazlamış ve şöyle demiş: -Anlatıyım.  Hz. Yusuf kuyuya düştü, çıktı. Anadın mı Molla!
Ekleme Tarihi: 15 Ocak 2026 -Perşembe

ARABAŞI

ARABAŞI

Bozok Yaylası’nda uzun kış ve çat ayaz gecelerde bütün yemeklerin başı olan bir yemektir Arabaşı.

Yozgat’a ait olduğu tescillenmiştir.

Arabaşı yutulması (yenilmesi) bahanesiyle, eş- dost akraba bir araya gelir. Keyifli saatler, muhabbetli geceler geçirilir.

Asıl adı Arap Aşı değil, "Ara aşı" dır. Halkımız onu kısaca Arabaşı olarak söyler.

13. yüzyılda Karamanlı Beyliği'nde tören yemeği olarak ortaya çıktığı, Karamanlılardan, komşu beyliklere yayıldığı, kökeni Selçuklu ve Beylikler dönemine kadar dayandığı rivayet edilir.

Orta Anadolu’nun en eski kış yemeklerinden olan ve tarihi çok eskilere dayanan, bir Türkmen aşıdır.

Günümüzde özellikle; Yozgat, Kayseri, Nevşehir, Konya ve Afyonkarahisar'da çok yapılır.

Baklava dilimi şeklinde hamuru kesilen Arabaşı; özellikle kışın gribal hastalıklara çok iyi gelir. Tepsiye dökülen Arabaşı hamuru yıldız şekli verilerek de kesilir. Yutarken kim ki yıldızı unutarak bozarsa bir sonraki Arabaşı’yı ceza olarak o yaptırır.

Hamuru; un, su ve tuzla yapılır, pişirilip tepsiye dökülür ve soğutulur.

Çorbası ise; günümüzde genellikle tavuk, kaz etinden yapılır.  Eskiden ise, av eti (tavşan, keklik) ile yapılırdı. Çorbası acılı ve salçalı olur.

Bu yemeğin en dikkat çekici yanı, hamurun çiğnenmeden yutulmasıdır. Bu özellik, hem yemeğe değer ve inanç bakından bir kimlik kazandırmış, hem de onu Anadolu mutfağında benzersiz yapmıştır.

Yozgat, Arabaşı'nın en güçlü temsil edildiği illerden biridir. Hatta birçok kişi tarafından Arabaşı’nın Başkenti” olarak görülür.

Arabaşı, tek başına değil, toplu halde yenir.

Yemek bahanesiyle sohbet, muhabbet ve birlik, beraberlik sağlanır.

Genç–yaşlı herkes aynı sofrada buluşur.

Bu yönüyle Arabaşı, sadece bir yemek değil, paylaşmayı, dayanışmayı, sabır ve usul bilmeyi öğretir.

Arabaşı yutma yarışmaları da yapılır. Kaşıkların üstüne konan hamurlar yutulurken, kaşığın da yutulmaması için yarışmacılar boynuna ip bağlarmış. Bu hikayeler, Arabaşı yerken anlatılır ve yüzlerde güzel tebessümler bırakır.

Bunun gibi en güzel, yaşanmış fıkra, mani ve hikâyeler Arabaşı sofralarında anlatılır.

Yazımı bu fıkralardan birisiyle bitireyim:

Müftü Atıf Kılıç, otuz yıldan fazla Sorgun müftülüğü yapmış, sevilen, sayılan büyük bir din alimiydi. Halkımız onu çok sevmiş, adını Molla Müftü koymuştu. Peygamber Efendimizin hayatı ve Ashabı Kiram zamanı onun ihtisas alanıydı. O devre ait anlattığı hikayelerle tanınır, bilinirdi. Bir kıssayı anlatırken uzattıkça uzatır, anlaşılır şekilde tane tane anlatırdı.

Bir gün emekli öğretmen rahmetli Bahri Yıldırım’ın evinde Arabaşı ziyafetine Molla Müftü’de davetliymiş. Hoca Efendi konuşuyor, herkes dinliyormuş.

-Hocam şunu da anlat, hocam bunu da anlat derken, neyse uzatmayalım ortaya Arabaşı, mis kokulu buğulu çorbası gelmiş. Herkes Arabaşıya çökmüş. Başlamışlar Arabaşı yutmaya. O sırada sofradakilerden birisi:

-Hocam Hz. Yusuf’un şu ibretlik hikayesini de bir anlatsan da, dinlesek, demiş. Maksat, Molla Müftüyü lafa takmak. Molla Müftü de Hz. Yusuf’un kardeşleri tarafından kuyuya atılışı ve kuyudan çıkmasını uzun uzun, çok güzel anlatırmış.

Hoca Efendi durumu anlamış. İçinden:

- “Beni lafa takıp, Arabaşıyı yutacaklar “ diye düşünmüş.

O kişiye dönerek, sakalını sıvazlamış ve şöyle demiş:

-Anlatıyım.  Hz. Yusuf kuyuya düştü, çıktı. Anadın mı Molla!

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sorgunmedya.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.